Böyle bir tehlike mi var? Var olduğunu düşündüğüm için uyarıyorum.
Bu dava hukukun üstünlüğünü ve adalet kurumunun yüceliğini gösteren bir mükemmellikle sonuçlanmalı. Bu başarılırsa Türkiye devlet ve toplum olarak önemli bir hastalıktan kurtulacak, benzer tehlikelere karşı dayanıklılık kazanacaktır.
Ülkenin bu dava bittiğinde derin devlet sapkınlıklarından ve müzmin çeteleşme hastalıklarından hem geçmişe dönük arınacağına, hem de gelecek için etkili bir caydırıcılık kazanacağına inanmak istiyoruz.
Ruhunu ve ahlâkını kaybetmemiş hiçbir vatandaş bunun tersini hayal etmez.
Ama bu dava üstünden ideolojik hayallerini tatmin etmeye çalışan çevrelerin entrikalar ürettiğini görmek cesaret kırıcı oluyor.
Siyasi eylemlerini "Ergenekon'un yöntemleri" ile yürüten bir koalisyon var. Dinci ve solcu liberal temelli bu koalisyonun hedefi, laik cumhuriyetin güvenliğini sağlayan değerleri ve kurumları aşındırmaktır.
Cumhuriyet mitinglerine katılanları bile darbeci diye damgalayanlar arasında var olduğu hissedilen eşgüdüm, bir anlamda onların da çeteleşme yolunda olduklarını düşündürmüyor mu?
Yargıç eşi konuşursa
Özel hayatın gizliliğine dair bazı ilkelerin ihmal ve ihlâl edilmiş olması nedeniyle Ergenekon iddianamesi, sözünü ettiğim koalisyonun medya unsurları tarafından manevi şiddet silâhı gibi kullanılmaktadır.
Dünkü VATAN'ın manşeti, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'ün, eski AKP milletvekili Turan Çömez'le yaptığı telefon görüşmesi dinlemeye takıldığı için savcılığa, ifade vermeye çağrıldığını bildiriyordu.
İktidarı destekleyen bir gazetenin bu konuşmayı yayınlamasından sonra savcılıktan telefonla davet edilmesi belli ki Ferda Paksüt'ü etkilemiştir.
Bugün savcılığa ifade vermek üzere gideceğini gazetecilere bildirirken "Kuzey Irak'taki görevimiz sırasında bombalandık, bu kadar tedirgin olmadım. Tutuklanma ihtimalini bile düşünüyorum" diye konuşması, içinde bulunduğu ruhsal sıkıntının derinliğini açıklıyor.
Hariciye mesleğinden gelmeleri nedeniyle Paksüt çiftinin sosyal ilişkileri, yargıçlık mesleğinin talep ettiği disipline uymuyor. Bayan Paksüt çok konuşan bir yargıç eşi olarak pusuda bekleyenlere açık vermiştir.
Bundan dolayı Anayasa Mahkemesi manevi zarar görmüştür ama dün yaptığı açıklamalar içinde yer alan bir iddia zararı yargı kurumu adına derinleştirecek önemdedir.
Başarının ön şartı ne?
Ferda Paksüt şöyle dedi:
"Ben ne örgüt tanırım ne de örgüt üyelerini. Benimle uğraşmalarındaki asıl amaç beyefendidir. (Yani eşi Osman Paksüt) Beyefendinin kontenjanı altın değerindedir. Cumhurbaşkanı, Danıştay ve Yargıtay'ın göstereceği üçer aday arasından seçim yapar, ancak bürokrat kadrosundan gelecek üyeyi direkt atayabilir. Beyefendi istifa ettiği takdirde Cumhurbaşkanı istediği adamı seçer. Benim üzerimden baskı yapılmak isteniyor."
Yargının çok büyük bir sorumluluğu var. İlk görev ülkeyi, hayaleti gerçek varlığından daha korkutucu olduğuna şüphe bulunmayan bu çete tümöründen kurtarmaktır.
İkincisi, bu görevi laik cumhuriyete yönelik düşmanlıkların tuzaklarına düşmeden yerine getirmeyi başarmaktır.
Ergenekon iddianamesi üstünden yürütülen terörü durdurmak bu başarının ön şartı gibi duruyor.